Bloggerlık
Zor iş arkadaş blogger olmak.. Her gün yazacak yeni bir konu bulacaksın. Her gün o konu hakkında araştıracaksın falan yapacaksın filan yapacaksın. Tamam hemen sesini yükseltme vazgeçtiğim falan yok ama bil istedim. Zaten gün içinde var olan tüm gazetelerin internet sayfa haberlerini okuyorum. Köşe yazılarını okuyorum. Eskiden daha az köşe yazarı okurdum. Şimdi hemen hemen hepsini okumaya çalışıyorum. Bunun yanında bu hesapta gözükmeyen, ama okuduğum bloglar var. Ee facebooktu twitterdı derken al sana gün bitti. Entelektüel blogger olmak ayrı zormuş.. Hehe arada kendime pay da çıkarırım yani.. Gerçi bu kadar okumanın zor bela yazıya dönüşmesi başka bir muamma, zira ülke gündemi çıfıtçı çarşısı mübarek. Bu arada güzel blog adı olurmuş Çıfıtçı çarşısı, Neyse işte bloglardı gündemdi gezerken bak neler öğrendim. Bir kere hemen hemen her konuda blog yazılıyor. Teknolojiden tut kozmetiğe kadar. Ama anladığım şu ki bloggerlar ikiye ayrılıyor. Siyah blogerlar ve beyaz bloggerlar. Siyah bloggerlar bir marka hakkında neyi beğenmediklerini yazıyorlar. Beyaz bloggerlar markaların reklam mahiyetinde şu ürünü şöyle beğendik, böyle kullanışlı, al bak bu da çıkmış falan tarzında yazılar yazıyorlar. Ancak beyaz blogger olmak anladığım kadarıyla siyah bloggerlıktan geçiyor. Geçmiş yazılarında beğenmediklerini markalar para ödemeye başlayınca beğenmiş mi oluyorlar ne oluyorlar öyle bişi. Ben mesela Duracell marka pili çok beğendim burada üzerine 5 sayfa yazı yazsam duracell markanın dikkatini çekip iki pil sahibi olamam. Ama gel gör ki orada bir açık buldum Duracelle yağdım gürledim diyelim Adamlar bir anda seni bulup aman efendim aslında şurada şöylede bir ürünümüz var. Bir hata olmuş bir yanlışlık falan deyip 2 kutu Duracell marka pili hediye ediyorlar. Siz de bu hediye hakkında başlıyorsunuz anlatmaya vs vs. mausun pili azaldı şansımı deniyorum :)) Yok yok Duracell şu anda aklıma gelen ilk örnek olduğundan bunu yazdım.
Kıyamet Sığınağı
Gelelim bu zaman içinde aldığım notlara..Larrry Hall diye bir adam ABD deki soğuk savaş döneminden kalma Siloların içine (tam yeri belli değilmiş) Kıyamet sığınağı adını verdiği bir proje geliştirmiş. 14 katlı olacak olan bu bina içinde havuzu kütüphanesi olan, Enerjisini kendi kendine üretecek bir çeşit bina.
Soğuk savak döneminden kalan silo dedikleri yer bu siyah beyaz fotoğraf. Ancak bina 53 metre derinliğe inecek. Bu siloların ne kadar derinliğe indiğini bilmiyorum. Sanırım bir kaç insan dışında bilen yok gibi. Mübarek mısır piramitleri sanki.
Olmasını planladıkları bina ise şöyle bir yapı. Resimlerin üzerine tıkladığında daha büyük hallerini görebilirsin okuyucu.
Bilim kurgu sahnesi gibi.. Gerçi bunlar şu an için çizim halindeki halleri ancak Lary Hall İnşaat halinde binanın 3 katının şimdiden satıldığını söylemiş. Bizimkiler bu binaları kıyamet sığınağı olarak abartıyor olabilirler. Ve biz aslında geleceğin apartmanlarına bakıyor olabiliriz.
Teknoloji almış başını gidiyorken hala ülke gündeminin terördü, yasaydı sınavdı gibi 3. dünya ülkelerinin uğraştığı şeylerle gündem oluşturuyor olması çok can sıkıcı bunu da belirtmeden geçmek istemedim.
Havada Aşk Kokusu Var
Hehehe. Neyse efendim saçma sapan ilişkilerimden bir tık yukarıya doğru yol almak üzreyim, hani başı sonu sonu pek belli bir şey değil ama sanki buradan güzel bir şey çıkacakmış gibi bir his var içimde. Bu gün ilk randevumuzu gerçekleştirip bir kahve içmeye karar verdik. Bu arada okuduğum köşe yazarları ve bloglar baktımki ikili ilişkiler için ahkam kesmeyi pek seviyorlar. Ben de bir deneyeyim dedim. Hazır her şeyin başındayız ilk günden bu yeni ilişkiyi kaleme almaya başlayalım.Şimdi efendim olay şöyle gerçekleşti;
Geçtiğimiz gecelerden birinde açtım facebook sayfamı mesajları temizliyorum. Bu arada facebookta da twitterda da mesaj silmek ne zor arkadaş !! Bir dünya yere tıklıyorsun, bu işi niye beceremediler anlamış değilim. Neyse işte mesajları siliyorum siliyorum bitmiyor. Sonra aklıma geldi. Benim bir de burada arşiv kısmım olacak acaba oralara neler sakladım ki falan diye göz atmaya başladım. Mesajlaradan birinde kim olduğunu bilmediğim gayet beyfendi görünen bir adam var. Allah allah dedim bu kim ki ? Mesaj tarihine baktım 2011 Ekim ayı, üzerinden bir sene geçmiş. Adamcağız bana gayette hoş kibar bir mesaj atmış ama ben önce merhaba demişim sonra bir kerede günaydın demişim sonraki yazdıklarına hiç cevap vermemiş. Hatta mesajı arşiv kısmına hapis etmişim. Ne kadar kaba bir davranış diyerekten arkadaşlık teklifi yolladım. Bu mesajları daha önce hiç görmediğimi söyleyip üzerine özür diledim. Bir mesajlaşma trafiği başladı. Hoş adam tabi fotoğraflarına bakınca öyle, bu gün onu kahve içmeye davet ettim. Akşam üstü 18:00 gibi buluşacağız. Hayatımda ilk defa bu yolla bir buluşma gerçekleştireceğim. Şahsın bu blogdan haberi yok tabi. Zaten olmasında bir süre rahat rahat derdimi anlatırım en azından. Öyle işte okuyucu bana şans dile bakarsın güzel bir şey çıkar bu işten :)
Detaylar yarına artık Öpenzi okuyucum :)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder