Haberler

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Bilmem Kaçıncı Gün


Çok çalışmak lazım çok.. Yani öyle olması gerekir, baksana blog yazma işinde bile istikrar göstermiyorum. Aradan geçen günlerin farkında bile değilim.. Niye?  Çünkü sokak sokak gezmekle meşguldüm. Kendimi bilgisayar başından sokaklara atma kararı verdim bir buhran sonucu. Tabi bu buhran tl cinsinden kredi kartıma bir güzel yansıma olarak geri döndü. Ufak tefek bir kaç iş hallettiğimi de söyleyebilirim gerçi. Bir arkadaşım ürettiği kedi köpek yataklarını mail yolluyla şirketlere pazarlayabilir misin diye sordu olur dedim. Sonuç itibari ile yine internet üzerinden yapılacak bir başka iş modeli doğdu. Mailleri yolladım artık ne cevap verirler bilmiyorum beklemedeyiz. Tabi ben beklemekte bir sıkıntı görmüyorum ama kredi kartı ekstreleri hadi hadi artık bir şeyler yapman gerekiyor adlı zil sesini hayat geçirdi bile.


Tanıştırayım bu Muroo gerçek bir Siyam kedisi. Kedilere olan tutkum zaten su götürmez bir gerçekti ancak bu kedi bir başka arkadaş. İki gün boyunca aynı yerde kaldık bir kere tırnağını göreyim , bir kere bir huzursuzluk çıkarsın yada ne bileyim ısırmaya kalksın. Yok! sanki kedi değil duvar süsü. Saatlerce ama saatlerce muhteşem zamanlar geçirdik. Bakmayın öyle haşin haşin baktığına siz onun, öyle uysal öyle sevimli ki.. Bu arada Muro erkek, güzel bir gelin adayı arıyoruz kendisine.. Doğacak olan yavrulardan birini bana verecekler söz verdiler.


İnternetten para kazanma hikayesi ile ilgili yine bir çok metot bir çok blog okudum ancak hala elle tutulur bir şey bulmuş değilim. Bu konuda araştırmalarım sürüyor. Bir çok alternatif siteler tıkla indir tarzı siteler mevcut gözüküyor ama hali hazırda çok adam akıllı bir olguya ulaşamadım. Adsense ise hala beni kabul etmiş değil kabul edermiş gibi yaptı. Sonrası yine hüsran nedendir bilmiyorum. Hürriyetin bumerang sistemine gelince oradan da tarafıma gelen bir teklif bulunmuyor. Bir yerde bir şeyi hatalı yapıyorum ama ne ?
Şu bizim yorum yap para kazan adlı internet sitesi vardı hani, yeni sezona süper işler çıkarıyoruz falan diyorlardı. Onlardan da pek bir ses seda yok.. İşe mi girsem ? Yok yok direnmeye devam, Biraz daha umut ve gayretle bunların üstesinden gelirim ben. Gelirim dimi okuyucu ?

Geçen gün burada umutsuz şeyler yazınca memleket söylemleri diye bir bölüm açmaya karar verdim. Orada biraz daha politik fikirlerimi falan yazacağım. Malum ülkede her gün başka bir olay başka bir atraksiyon yaşanıyor. Her şeyi burada yazmak doğru gözükmedi gözüme, Belki birazda filmdi tiyatroydu falan gibi tavsiyeler yazabilirim bir başka başlık altında.

Böyle işte okuyucu halen paranın kaynağını bulamadık ama bu bulamayacağımız anlamına gelmiyor. İnatla dirençle ayaktayız. Sen de yılma, sen de devam et isteklerini her gün ama her gün yinele.. Bu evren madem çekiyor bizim neyimiz eksik bir söylesene ?

İyi bak kendine, yazarım yine ben. Öp kendini okuyucu. Sevmekle başlıyor her şey.












23 Ağustos 2012 Perşembe

14. Gün

Fallar Falcılar

Gün geçtikçe işler benim içinde zorlaşmaya başladı. sabah sabah gözümü açıp cep telefonumda kredi kartınızın bu güne kadar olan ödemelerini %50 sinden daha azını ödediğiniz için bir süre kullanıma kapatılmıştır bla bla bla.. Zaman bize bankaların geri sattığı bir kavram demiştim. Bu da bunu ispatı niteliğinde. Dün Şehit haberleri ile acı dolu bir gün geçirince bütün enerjim alt üst olmuştu. Bu sabah böyle bir mesaj almam kaçınılmaz elbette. Ne zaman enerjim düşse kaygı duymam gereken bir konu ile karşı karşıya kalıyorum. Tabi güne böyle bir mesajla başlamak tüm günü " Ne yapıcam ben şimdi " gibi gereksiz bir soru ile geçirmemi sağlıyor. Banka ekstre mesajı üzerine gelen ttnet faturası ve telefon faturasını da ekleyince tadından yenmez bir hal aldım.


Blogun adını değiştirince, bumerang sistemiyle kayıt olduğum hürriyet sitesi beni altın üyeliğe taşımış. Ancak bloga reklam alabilmek için platin üye olmak lazım. Reklam almak yetmiyor bir de o reklamların tıklanması gerekli. Tık ekonomisi diyorum ben buna. Google adsense nedense beni kabul etmiyor. Sanki harika reklamlar veriyormuş gibi bir artistlik bir tafra adsensenin kazandıracağı para da tık başına 0.03 kuruş mudur nedir. Para birimi olarak bile adlandıramayacağım bir rakam.


İşimiz fallara kaldı :) Şaka bir yana severim ben fal baktırmayı. Tarottu kahveydi artık ne buldumsa.  İnternette dolaşırken gördüm bu siteyi de online fal bakıyorlarmış.  FalSepeti diye bir site. Falcılar 120 dk içinde size geri dönüş sağlıyorlar. Sesli olarak kayıt yapıyorlar. Siz de evinizdeki bilgisayarınızdan dinliyorsunuz. Ben baktırdım ama en çok İzmirli Katina'yı beğendim. iyi tarot falı bakıyor.


Bu görseli facebookta buldum çokta beğendim. Elif Şafak değiliz ki mevlana ekmeği yiyelim.. Ama Evliya Çelebi ekmeğine adaylığımı koymak üzereyim. Bu konuda bir takım planlar yapıyorum.. Güzel olacak sanki..



Bu mor salkımlı fotoğraf bizim evin balkonundan.. Bahar başında çekmiştim, Annemin yetiştirdiği güzel çiçeklerden. Ne zaman dara, düşsem ne zaman içimi umutsuzluk kaplasa baharın her daim geldiğini hatırlamama yarıyor bu fotoğraf. Yine öyle zamanlardayım. Para denilen enerji türü ile aramı düzeltmek için gülümsemeye ihtiyacım var. O halde Gülümsüyorum :) Çünkü kendimi seviyorum okuyucu. Sen de gülümse çünkü seni mutluluğa götürecek tek anahtar dudaklarının ucundaki tebessüm. Umut etmek yitiremeyeceğin kadar güzel.. Yarın güneşle bir güne uyanmak dileği ile değil, İçinde bulunduğun güneşli güne selam vermekle başlayacak.  Güç içinde ve seninle.

Öpenzi okuyucu :)
















22 Ağustos 2012 Çarşamba

13.Gün

Güzel Ülkem Nereye ?

Zor bir süreçten geçiyoruz ülke olarak. Bir tane bile iç açıcı haber almaz olduk. Canımız yanıyor kanımız akıyor.. Olan yine Analara oluyor. Doğur büyüt altını bezle askere yolla ölsün. Ölüm hayatın gerçeği elbette ama göz göre göre evladını toprağa veren anaları gördükçe içim acıyor. Okumayayım haberleri diyorum, kulaklarımı kapatayım diyorum ama olmuyor işte.. Canlar gidiyor, ortalık kan gölü..Bu gün  21 can verdik bu topraklara yıllara vurunca kaç 21 eder?

Durmuyor bu kan ! vekili de durduramıyor askeri de bakanı da... Bir şey yapmalı. Bu aymazlık bu uykudan uyanmalı bir şey yapmalı..

Oysaki aldığım notlar biriktirdiğim umut cümleleri vardı bu gün için, elimde gitmiyor yazmaya.. Susuyoruz ülkece susuyoruz! Kınıyoruz lanetliyoruz sonra bir daha susuyoruz. Unutuyoruz çünkü, Balıklardan beter yaşamaya başladık. Suriye'nin başına gelen kapımıza dayandı. Susuyoruz. Biz sustukça birileri kana susuyor ve o kanı içtikçe daha çoğunu istiyorlar. Durmayacak bu kan öyle gözüküyor. Olmadı yapamadılar. Ne barışmayı becerebildiler ne de savaşmayı. Sen ben bu bilgisayarların başında rahat oturabilelim diye ölüyor onca insan evladı, kapımıza dayanmadan bu kan gölü, kendi sokağımızda görmeden ayılmayacağız sanırım.
Çok sıkıcıyım bu gün farkındayım ama Ciğerim yanıyor okuyucu!


21 Ağustos 2012 Salı

12. Gün

Sokak Arası

İki gün bayram tatili de bittiğine göre işimizin başına geri dönelim.. Aslında tatil sürecinde blog için bir takım çalışmalar yaptım. rengini falan değiştirdim. Ama gözünü çok yoruyorsa rengi sen söyle bana okuyucum ben onu senin gözünü yormayacak bir hale çeviririm. Bunun yanında birde siteye bir isim aldım. www.sokakarasi.com Geçenlerde bahsetmiştim sana, bir isim geldi aklıma ama dur bakalım falan demiştim.. Neyse işte bayram tatilinde o isimi aldım siteyi olduğu gibi isme aktardım. yeni ara yüzümle karşınızdayım.
isim hakkında fikirlerinizi bekliyorum. Bu arada bayram mesajlarınızı aldım çok mutlu oldum teşekkürler okuyucu :)



İzmir'de böyle bir öykü yarışması düzenleniyormuş. A4 kağıda sığabilecek kadar bir öykü istiyorlar.
Birinciye        5,000 TL
İkinciye          3,000 TL
Üçüncüye      2,000 TL 

Blog yazmak başka şey öykü yazmak edebiyat yapmak başka şey tabi, ama şansımızı denemekte bir sakınca görmüyorum. Madem benzer benzeri çeker diye yola çıktık. E bende yazmaktan keyif alıyorum. Bu durumda hayatıma böyle bir yarışmayı ben çektim o zaman geriye ne kalıyor hareket etmek. Gerçi hala öyküsü yazılacak bir konu bulamadım. Düşünüyorum:/




Blogu okuyan bir kaç kişiden mutlaka yogaya başlamalısın yorumları alıyorum. Düşünmeyi bırak başla diyede ısrar ediyorlar. Bu yazıyı bitirir bitirmez bir en kolay yoga videosu hangisi ise onu açıp ne yapmam gerektiğine bakmaya başlayacağım. Ancak şöyle bir gerçek gelişti hayatımda. Gün içinde ne olursa olsun, blogun başına oturup yazmaya başlayınca hayatımda ikinci bir pencere açılıyor. Sen beni tanımıyorsun ben seni tanımıyorum. Din, dil ,ırk hiç birinin önemi yok şu anda. Ben yazıyorum ve sen okuyorsun. Ben umut yetiştiriyorum sen de bu umudu sulamak için gelip günde 1 kezde olsa bu blogu okuyorsun. Birlikte bir yaratım sürecindeyiz. Birlikte istiyoruz. 




Fotoğrafı ben çekmedim tabi.. Ama çekmeyi çok isterdim. Tam da yapmak istediğim blogu anlatan bir fotoğraf olmuş. Acaba diyorum şu öykü yarışması için sokak arası diye bir öykümü yazsam. Kim bilir belkide işler böyle yürüyordur.. 


Ben biraz daha öykü üzerine düşünürken okuyucum, sen de bir hayal et bakalım sokakarasi.com nasıl bir site olacak ;) 


Heyecan yaptım bak şimdi.. :)









18 Ağustos 2012 Cumartesi

9.Gün

Bu gün arife biz de azıcık tatil yapalım yan gelip yatalım, yok arkadaş Blogerlık ciddi bir iştir. O halde işini ciddiye alacaksın. Madem her gün yazacağım diye çıktın bu yola, yaz bakalım. Kendim ile kişisel bir kavga bu okuyucu sen üzerine alınma..
Bizim yorumcu site bu sefer işi daha sıkı tutuyor sanırım gün itibari ile kazandığım para 18,5 tl. İşler iyiydi yani bu gün.  Yeni sistemde parayı ne zaman ödeyeceksiniz diye sordum 1 ila 5 i arası dedi. Kira kontratı gibi. Gerçi o tarih hep 5'i olur ya neyse..
Bayramdı şekerdi arifeydi derken etrafta tatlı bir telaş var. İyidir böyle zamanlar daha umutlu olur insanlar. Bir erteleme vardır hayatlarında ve hep cümleler şöyle başlar "Bayramdan sonra.."


Bak ne buldum.. Hala şansız olduğunu mu düşünüyorsun? Bence bir kez daha düşün blogu okuduğuna göre sende dört yapraklı yoncayı buldun demektir. Daha önce hiç dört yapraklı yonca ile karşılaştın mı bilmiyorum. Ben karşılaşmadım. Ama Evrenin insanı mutlu etmek için küçük sinyaller gönderdiğine inanıyorum. Bu da onlardan biri.



Bayramlarda insanların tatil anlayışları farklı farklı. Benimki hayata biraz böyle bir pencereden bakmakla geçiyor. Hiç bir yere gidemediysen üzülme okuyucum sana gelenler için sevinmenin yolunu bulmayı seç. Emin ol hayat öyle daha kolay.
Bu gün kısa kesiyorum yazılarımı malum hazırlıklar, telaşlar telaşlar. Kendine iyi davran okuyucu. Özletme kendini :)









17 Ağustos 2012 Cuma

8. Gün

Nerede Kalmıştık ?

Bir yerden başladık ama kaldığımız yer meçhul.. Okuyucu benden daha umutsuz çıktı, Eee ne oldu diyen mi ararsın? Boş ver bu işleri diyen mi ararsın? Bir de bu hayatta umut satmanın kolay olduğunu söyler durular. Olayları ben yaşıyorum ama okuyucu umutsuz. Heyecan atraksiyon bekliyorsun biliyorum ama sinema filmi değil ki bu arkadaş, bildiğin hayat işte. Sen nasıl yaşıyorsan ben de senden farklı yaşamıyorum. Ama  bu yazdıklarımı bir blogda değil de her gün aynı istikrarla bir gazetenin internet köşesinde yazsam, o zaman başka olurdu fikrin.. İki tıktık bi şık şık al parayı ben de umuttan bahsederim tabi diyebilirdin. Bu arada bu iki tıktık bir şık şık dünkü Ertuğrul Özkök yazısından arak. Burada verilen mesaj dünyayı takip ediyorum falan anlamında. Aman neyse ne, Geçenlerde ben şöyle bir Alaçatı turu yapmıştım. Malum fotoğraf makinesi hala kargoda olduğundan dolayı arkadaşın fotoğraf makinesini kullanarak çektiğim bir foto var al seyreyle gözün gönlün açılsın.


İstikrarlı blog yazan insanlara hep özenmiştim, meğer bütün sorun kendim olabilmekteymiş.. Diyorum benim bloglar neden bana zevk vermiyor. Bütün sorun doğru dili bulmak ve kendin olabilmekmiş.. O zaman yazmak çok keyifli bir hal alıyor..
Okuyucum benden daha umutsuz diyorum ya. Dün gece bloga bırakılan notlardan birinden bu karikatür çıktı. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Bırak git bu işleri sokağa at kendini diyor.


Ee ben hep sokaktaydım zaten, şimdi yeniden içeriye girdim. Ama buradan bu sefer istediğimi almadan çıkmayacağım.
Gün içinde internette gezinirken gözüme takılan bir haber vardı. İnsanların amaçları uğruna neler yapabileceğinin ilginç bir yansıması. Adam neye inanır, inancı için bu yaptığı gerekli midir, değil midir? Bu kısım beni ilgilendirmiyor. Ancak kendine edindiği amaçtan vazgeçmemek uğruna kolunu kaybetmiş olması çok tetikleyici. Ben inandığım şey için sadece blog yazıyorum. Ancak o inandığı şey için kolunu feda etmiş. O zaman vazgeçmek niye ?


Haberin detayı burada. merak edersen okursun..

Yine Aykut Ogut kitabından bir örnek vereceğim şöyle diyordu; İstanbul'dan yola çıktınız ve Ankara'ya gidiyorsunuz. gideceğiniz yol belli, km belli, hangi araçla gideceğiniz belli. Yolda durup Bolu'ya geldiğinizde yok ben vazgeçtim bu yol belli ki Ankara'ya gitmiyor o zaman geri dönelim der misiniz ? Hayır. Çünkü bilirsiniz ki o yol Ankara'ya gidiyordur ve siz gitmeniz gereken yolda ilerlerken geçirmeniz gereken vakit bellidir. İsteklerden vazgeçmekte tıpkı böyle. Gerçekleşmeyeceğini düşünmeye başladığınız an ile vazgeçme zamanınız arasında aslında çok da büyük bir fark yok. Siz isteseniz de istemeseniz de yol zaten Ankara'ya gidiyor. Ama siz Bolu da durup ben İstanbul'a geri dönmek istiyorum dediğinizde evren de size "İsteğin benim için emirdir." diyor.


Ah ne büyük yara ? ya da her şeyin ilacı. Zaman nedir? Sorusuna verilmiş o kadar çok çeşitli cevap var ki. Sadece günümüz insanlığı için en büyük zarar, zaman kavramını bankalara satmış olmamızdır. Çünkü hayatta satın aldığımız her şeyi banklar aracılığı ile satın alıyor karşılığında faiz ödüyor. Hayatlarımızı kiraya veriyoruz. Aslında hayatın içinde aceleci olma sebebimizde bu çünkü bir sonraki ödeme gününe yetişmek için koşturmak zorunda bırakılıyoruz. Sistem sistem sistem.. Bunlar kafamın içinden geçen diğer zamazingolar sana da anlatayım istedim okuyucu.. Bir işine yarar mı bilmem. benim çok işime yaramıyor farkındalık dışında.


Umutsuz okuyucum, belki de aramızdaki tek fark benim diğer akvaryuma atlamayı seçmiş olmamdır. Yarın ne olacağını bilmiyorum aslında sende bilmiyorsun.. Sadece yarın olacakları şimdiden hayal ediyorsun. Sabah kalkacağım işe gideceğim, patronla zam işini konuşacağım vs vs vs. Belkide ikimizde yarın sabah uyanmayacağız. Ya da ikimiz de uyanacağız. Tek farkla ben seçtiğim hayata uyanacağım. 


Yarından sonra bayram geliyor okuyucu. Mutlu bir bayram geçir. Boş zamanında beni gülümseyerek hatırla.. çünkü ben seni hep gülümseyerek hatırlıyorum. Bayramda belki yazamazsam bir yere kaybolma, iki satırda olsa illa kelam ederim ben buralardan.













16 Ağustos 2012 Perşembe

7.Gün

Yıkama Topçusu Geldi Hanıımm !

Dünden beri internet üzerinde nasıl para kazanılır adlı okuma araştırma sempozyumuma hoş geldin Okuyucu. Şak şak şak. Çok umutlanma bi b*k yok :) Ben yinede bak neler öğrendim sana anlatayım.. Şimdi blogunu alıyorsun hürriyet'in blogerlar sitesine koyuyorsun bumerang falan gibi yerlere üye oluyorsun. Sonra sosyal medya hesaplarından linkleri paylaşıyorsun. İşte bu işlerde yeni isen broz olarak işe başlıyorsun, ama yok eskiden beri blogun varsa platin falan oluyorsun bla bla blaa buradan para kazanmak için bir seneye falan ihtiyacımız var öyle gözüküyor. Ben yinede blogun kaydını yaptırdım. Kısmet diyoruz. Durum bana biraz aşağıdaki karikatür gibi gözüktü ama şansımızı denemek lazım. 

Gelelim ikinci gelişmeye. Bana tablet kazandıran bir internet sitesi vardı hani,  şimdi o yeni bir oluşuma girmiş. Buradan hangi site olduğunu yazamıyorum zira siteye kayıt olurken telefonla arayıp ananemin don rengine kadar sormuşlardı okuyucu. Neyse işte bunlar yeni bir oluşuma başlamışlar. Yorum başına bu sefer para ödeyeceklermiş  Bazı yorumlar 3,5 tl bazı yorumlar 7,5 tl ancak benim hatırladığım 1 ayda 6 yorum anca geliyordu siteden, bu sefer umutlularmış.. Yine kısmet diyoruz. 

Birde elvedaofis diye site var. Bunu daha inceleme fırsatı bulamadım ama belki senin işine yarar bak bakalım. Adamların ya da kadınların artık işletmecisi kimlerse linklerini veriyorum ki belki gelir iki blogu okur iş miş teklif ederler ne bileyim artık.. Geriye bir de e-ticaret sitesi açmak kaldı ama çok araştırdım yaş iş hatta zor. Böyle niyeti olanlar varsa iyice okumadan dalmasın bu e-ticaret işine derim. Ortada dönen rakamlar yalan dolan. 
Bu elveda ofis sitesi şöyle bir fotoğraf yayınlamış. Senin için çaldım adamlardan.. İnsanın kanına işliyorlar yeminle. 


7. gün itibari ile kararlarımda ve isteklerimde hiç bir değişiklik yok, umut etmeye ve alternatifler aramaya devam ediyorum. Acaba bu geçiş dönemi için part-time bir iş mi bulsam diye de düşünmüyor değilim. Ama sonra yapmak istediğim işin bir yerlerde çalışmak olmadığını hatırlıyor ve bu fikirden vazgeçiyorum. 


Bu fotoğrafın burada ne işi var dimi okuyucu :) Alternatif düşünüyorum ya aklıma şöyle bir fikir geldi. Şimdi bu yıkama topları 5 tl den alınabiliyormuş. Şimdi alsam sırt çantamı çıksam sokaklara içine de koysam bunlardan 10 tane, fotoğrafını çekmek istediğim yerlere doğru gitsem, genelde köylük yerlerin sokak arası fotoğraflarını çekmek istiyorum. Arada bunları da tanesi 10 tl ye satsam. 5*10=50 tl yapar. Hem yol parasını hemde günlük ihtiyaçlarımı karşılayacak parayı çıkarmaz mıyım diye düşünüyorum. Ama gel gör ki 50 kilo insanım 10 tane çamaşır topu ile dağ bayır gezebilir miyim hiç fikrim yok.. 


Şimdi çamaşır topundan sonra bu palmiyeli havuz pek bağlantısız gözükse de öyle değil yaw :) Duydum ki gezi blogu yazmaya başlayan bir erkek kişisi, ne kadardır yazıyor bilmiyorum ama GSM şirketlerinden biri ile anlaşma imzalamış. Ayda 50 bin tl :) evet yanlış okumadın ayda 50 bin tl para alıyor üstüne geziyor bunları da blogunda anlatıyormuş.. Bir arkadaşımın arkadaşıymış.. mışlı mişli işleri hiç sevmediğimden ben konunun daha fazla detayını öğrenip en kısa zamanda sana anlatacağım okuyucum. Üstelik haftada 4 yer geziyormuş.. Ayda 16 yer eder.. Hayata bak be !! :) gerçi Gsm şirketleri beni kapıda beklemiyor ama olsun hayal et senin olsun demedik mi ? 

Okuduğum bütün o kişisel gelişim vs vs kitapları hep aynı soruyor soruyor. 5 yıl sonra kendini ne yaparken görüyorsun? Dün geceden beri düşünüyorum türlü türlü fotoğraf kareleri geliyor aklıma, Tenis oynarken bile gördüm yani.. Hiç anlamam bu arada.. Bu gece belki sen de bunu yapabilirsin bir düşün bakalım 5 yıl sonrasında kendin için ne görüyorsun ? Bi' halt görmezsen eğer durumun benden vahim demektir. Otur baştan başla çalışmaya. 

Sonuç 7. günü bitirdik duygu durumu stabil.. Enerji durumu vasatın üzerinde, kazandığımız para miktarı 7,5tl.
Hayat tüm güzelliği ile devam etmekte.. 

Bu da çok sevdiğim Hayat Güzeldir'in film afişi. 


Not: Umudunu yitirme okuyucu valla güzel haberler içeren şeylerde yazacağım ;) 








15 Ağustos 2012 Çarşamba

6. Gün

Yoga' ya mı Başlasam ?

Dengesi bozuk insanlarız. Birimiz değil bence hepimiz :(( Umutsuz bir yazıya giriş yapmak üzereyim. Ama öyle okuyucu. Hani dün trilaylayli falan diye başlamıştık hayata dıtt dııtt dıt dıt. Meşgul sinyali arıza verdim.

Baştan alalım. Sana şimdi burada harika şeyler oldu paralar gökten yağmur gibi yağdı falan demeyeceğim. Aslında seni daha çok kendime bağlamak için (okuman için)  süper cümleler kurabilirim. Gel gör ki kişilik yapım buna müsaade etmiyor işte.

Dün verdiğimiz sözü tutalım ve aslında ben kimim ile ilgili bir kaç cümle yazmaya başlayalım. Normal şartlarda lise ve yüksek okul bitirmiş bir dönem tv camiasında çalışmış, daha sonra kendi şirketini kurmuş ancak bunların hepsinin hakkından gelmiş şimdi yapacak işi gücü olmayan bir kişiyim. Tv derken şöyle bir tv


Geçmişi konuşmak kimseye bir şey kazandırmadığı için bu faslı kısa keselim. Sonuç itibari ile şu anda kendime ait bir şirketim var ama her an kapatabilirim. Tv ile şirket birbirinden bağımsız oluşumlar. Aylık 250 tl kredi ödemesi olan (Sabit) ve bunun yanında bir o kadar da kredi kartı ödemesi olan bildiğin yurdum insanıyım. Her işi gücü bıraktım işte blog yazmaya başladım. Çünkü yaşamak istediğim hayat ne tv deki hayat ne de şirketin yorucu hesapları.  Şirket deyince aklına öyle devasa holdingler gelmesin okuyucu. Bir küçük odadan ibaret.


Yani senin anlayacağın senden daha fazla umuda ve pozitif enerjiye ihtiyacım var. Bu kısmı geçtikten ve sen kendini daha iyi hissettikten sonra gelelim dün akşam okumaya başladığım kitabın bölümlerine. Okuya okuya profesör olup öleceğim kimseye bir faydam olmayacak :))  Bu arada bloga yorum bırakıyorsunuz çok mutlu oluyorum yazmaya devam edin lütfen.
Evet ne diyorduk okuya okuya geldiğim haliyeti ruhiyet ahanda şöyle az kaldı kanatlanacağım.

Dün geceki kitaptan altını çizdiğin bir kaç bölüm paylaşmak istiyorum. Bu arada kitap 176 sayfa ben ilk 100 sayfayı devirdim bile.. Şöyle diyor sevgili kitabımız. He almanıza gerek yok en önemli kısımları ben not ettim zaten diyebilirim. Yayın evi beni bulur dava edermiş :))

Kitap notları:
Bir yerde rutin işler yapan düzenli maaşı olan sadece evden işe işten eve gidip gelen birine şöyle deseniz. Derin nefes al ve kendini çok başarılı olarak düşün. Bunun hayalini kurmaya başla zamanla gerçekleşecek deseniz. " Saçmalık bu; düşünce gücü ile şansız olduğun gerçeğini değiştiremezsin" diyeceklerdir.

Fakat aynı insana otur, sakinleş, derin bir nefes al ve amansız bir hastalığa yakalandığını ve hayatının perişan olduğunu düşün derseniz. " Hayır asla bu şekilde düşünmeyeceğim. Eğer bunlara gerçekten yoğunlaşırsam gerçeğe dönüşebilir." diyecektir. Garip olan aynı kişinin pozitif bir şey düşünmenin saçmalık olduğunu savunması ancak negatif bir şey düşündüğünde başına geleceğine inanması.


Çekim yasasının altın kurallarından biri günbegün yasayı çalışmaktır. (ben yazıyorum sen okuyorsun çalışıyoruz yani )  Ama mühim olan burada düşünüş şeklimizi değil inanış şeklimizi değiştirmemiz gerektiğidir. Şöyle ki; Eğer ilerleyebilmek için çok çalışmalısın cümlesine inanıyorsan düşünceni değiştirmen bir işe yaramayacaktır. Ya da para kazanmak çok zor diye bir inancın varsa her gün ben para mıknatısıyım demende bir işe yaramayacaktır. Öncelikle paranın kolay kazanılan bir enerji olduğuna inanmak zorundasın.  Yapman gereken tek şey yeniden büyümeyi kabul etmektir. Bu güne kadar öğrendiğin kelime havuzundaki cümleleri yeni cümlelerle değiştirmelisin. Hayat çok zor yerine Hayat harika ve çok keyifli demekle başlayabilirsin.

Harika hayat deyince aklıma hep yogo yapan kadınlar geliyor ben de mi başlasam acaba ?


1) Yoksul olmak günahtır.
2) Zengin olmak her insanın görevidir.  Bunlar hakkında düşünmenizi tavsiye etmiş kitap.

İlk 100 sayfanın en çarpıcı kısımlarından biri de şuydu : Ne kadar para istiyorsun ? Daha fazla istiyorum demek yeterli değildir. 5 dolarda fazladır. Ne kadar fazla? Rakamsal kararlar verin. detaya inin. Ciddi şekilde kazanma kapasitenizden daha fazlasını kazanmayı istemeyeceksiniz... Fakat, onu kazanmak gerekliliğini unutmama bilgeliğine erişeceksiniz.

İlk bu kitapları ne zaman okumaya başladım ben diye merak ediyordum ki, dün gece kitabın bu rakam belirleme kısmını okuduğumda banka cüzdanıma yaptığım müdahale geldi aklıma. 2007 de bir rakam belirlemişim ben zaten. Ama banka cüzdanını arayıp bulmak o kadar çok zamanımı aldı ki bırak inanmayı yerini bile unutmuşum.

Bu gün blogu biraz geç bitirdim saat 23.10  belki de sen yarın sabaha okursun.. Neyse işte bu günde böyle geçti iyi bak kendine okuyucum. Yarın sana bu gün olan küçük bir gelişme anlatacağım. İnternet üzerinden nasıl para kazanacağım adlı girişimlerimi de yarın anlatırım :)

Not: Şimdilik bildiğim bir kazanma yolu yok bakacağız işte..







14 Ağustos 2012 Salı

5.Gün Hayat Bana Güzel

TRİLAYLAYLİİİ :)

Hep başkalarına söylediğimiz bir cümle bu sanki " Hayat sana güzel"  Bu gün bir değişiklik yaptım ve hayatın bana güzel olduğuna karar verdim.

Peki nasıl oldu bu süreç  anlatayım; 2 gündür o oldu, bu oldu, şu şunu dedi moralim bozuk falan diyerek bir türlü yükseltemediğim enerjimi yükseltme kararı aldım. Duygular bir seçimdir cümlesinden yola çıktım. Şimdi iki gün boyunca içinde bulunduğumuz duruma üzüldük, canımız sıkıldı falan ama artık yeter. E elimizden de bir şey gelmedi durumu düzeltmek için, o halde daha fazla moral bozmanın bir anlamı yok. Yolumuza devam edelim değil mi?

Yazının başlığına koyduğum trililaylayli kelimesi eski bir Ajda Pekkan şarkısının nakaratı. Merak edersin belki :)

Beni ilgilendiren kısım trililayli kısmı sözlerin gerisine katılmak zorunda değiliz..

Bu arada sakın yanlış anlaşılma olmasın bu gün iki üzücü haber aldım. Biri çok sevdiğim bir öğretmeninim vefatı diğeri ise yine sevdiğim iki insanın boşanmış olması.. Öğretmenime olan son görevimi yerine getirdim. Arkadaşımın da boşanması üzerine teselli yorumlarımı yaptım. Her iki haberi duyduğumda da üzüldüm ama dün geceden beri içinde olduğum ruh halinden çıkmak için o kadar motive etmişim ki kendimi, enerjim de gram değişiklik olmadı.

Peki ne oldu da ben böyle trilayli şarkıları söylemeye başladım ?  Bir şey olmadı. Sadece farkındalığım sayesinde içinde bulunduğum duygu durumunu değiştirmeye karar verdim ve değişti !!

Tabi oradan okuyunca çok mantıklı gelmiyor olabilir yazdıklarım, Değiş dedim değişti. Hadi ya! o kadar kolay mı ? Kolay olduğunu kimse söylemedi! Kolay değil ama istemek başarmanın yarısı diyorlar ya hep, isteyince oluyor.

Bu dışarıya çıkmaya çalışan hapis olmuş civciv fotoğrafını seviyorum. Ne zaman zor bir süreçten geçersem aklıma yumurtanın kabuğunu getiriyorum. Kabuğu kırıp dışarıya çıkmak lazım. Ama sağ ve sağlıklı olarak. Üstelik yumurta kolay kırılan bir şey. Belki de senin hayatında yaşanan ve seni karamsarlığa iten şey yumurta kabuğa kadar kolay kırılabilecek bir konudur.

Gerçi insanların sorunlarına "Aman canım bu da sorun mu?  Bak dünyada ne çok sorun var" diyen insanlardan hoşlanmıyorum. Çünkü öyle zamanlar yaşıyor ki insan oğlu burnunun ucunu görecek hali olmuyor.    Ama belki şunu tavsiye edebilirim. Şu anda canını neye sıkıyorsan, neye üzülüyorsan onu bırak ve geçmişte yaşadığın bu sorundan daha büyük olan sorunu aklına getir. Evet o zaman da üzülmüştün ama geçti değil mi ? Ee bu da geçecek o zaman.

Şimdi üzülmüştün falan yazınca aklıma ilişkilerim geldi :)) Ay sorma okuyucu bu sorunu hala çözebilmiş değilim :)) Ama umudu koruyorum ! İlişkiler konusundaki hatalarım saymakla bitmez. Olsun olsun bunu da çözeceğiz. Kendi yazdıklarımı kendim okudukça koy g*tüne rahvan gitsin gibi bir profil çıktı ortaya neyse ki konumuz bu değil.

İlişkilerimin ana teması :))

 Ne diycem okuyucu. Bir blog adı buldum kendime, hani şu gezi blogu yazayım falan deyip duruyorum ya onunla ilgili bir isim. www.....com İsmi de çok sevdim ama dur bakalım..

Bak benim hayatımı körleştiren kelime de bu "dur bakalım" kelimesi olabilir. Bu kelimeyi mercek altına alıp inceleyeceğim. Sen de düşün bakalım hayatını körelten bir kalıbın var mı ?

Ay sıkıldım bu ne böyle tavsiye blogu gibi yazılar yazıyorum. Saat 17:10 günlerden Salı içinde bulunduğum psikoloji pozitif.


Al sana bir kitap tavsiyesi daha.. Ben şimdi okumaya geçiyorum önemli kısımları not alır seninle paylaşırım yarın. Kitabın ana cümlesi yaşamınızı değiştirin HEMEN ŞİMDİ.

Yarın size ben aslında ne iş yaparım adlı makaleyi yazacağım.

Şimdilik kendine iyi davran okuyucu, ama yarına umutlu uyan ;)

Not: Yukarıdaki kitap The Secret den ayrı bir kitap ama The secret yazarlarının tavsiyesi niteliğindeymiş.














13 Ağustos 2012 Pazartesi

4. Gün Pazartesi

Değişen Bir Şey Yok Gibi

Pazartesi herkes kadar benim içinde mi sendrom haline geldi diye düşünmeden edemiyorum. Tuhaf bir nötrlük barındırıyorum şu anda, ne umutlu ne umutsuz, öylesine sıradan durgun bir güne benziyor. Evren ile olan enerjimi dengelemek için bir şey yapmalıyım ama o şeyin ne olduğunu bulamıyorum bu gün. Daha önce okuduğum kitaplardan biri  "Evrenden torpilim var " adlı kitap. Motivasyon yükseltmesi açısından oldukça faydalı bir kitaptı. Hatta kitabın yazarı Aykut Oğut kitabın ön söz kısmında "Umarım bu kitaba bir daha asla ihtiyacınız olmaz" yazsa da durum hiç öyle olmadı bu güne kadar, aynı kitabı 3.ye okuyorum. Hatta bu gün tekrar başlayıp 4. defa okumam gerekli çünkü içimdeki enerji ile olan bağı bir türlü kuramıyorum.


İlk gün evren ve çekim yasası hakkında çok kitap okuduğumdan bahsetmiştim. Okuduğum kitapların arasında en iyilerinden biri " Evrenden torpilim var" adlı kitap. Çok iyi bir motivasyon aracı. Kitabın içinden küçük bir bölüm paylaşacağım ki Neden istiyoruz ve olmuyor sorusuna harika bir yorumu var Aykut Ogut'un


Kitabı okumanızı tavsiye ederim ikinci bir kitap olan "Ayna" çıktı ama ben daha okuyamadım. Aa bak aklıma gelmişken, Evrene Ayna adlı kitabın siparişini de vermiş olalım :)


Saat şu anda 15:59 buraya kadar olan kısım Aykut Ogut reklamı gibi oldu. Valla okuyucu adamı ne tanırım ne ederim ama bu konular için iyi kitap yazdığını söyleyebilirim. Bu gece okumaya başlayacağım yeniden, yarına belki daha umut dolu bir blog yazmaya başlayabilirim.

Şimdilik sürpriz misafir uzak akraba kuzen ile ilgilenmeye gidiyorum. Bakalım onun şu anda hayatımda ne işi var? :))  Kuzen niye geldi acaba değil de, Evren onu bana niye yolladı acaba ? Farkındalık ile ilgili bir soru. Bu kısmı daha detaylı incelemek lazım.

Günü hala bitirebilmiş değilim. Blogla ilgili düzenlemeler dışında umut vaat eden bir şey yok okuyucu. Evren uzak kuzeni bana niye yollamış anlamadım. Biraz hoş vakit geçirmek dışında düşüncelerimin nötrlüğü devam ediyor. Bu nötrlük devam ettikçe kaygılarımın sesini daha çok duymaya başladım. Her şeyi bil hiç bir şey yapama :((



Hiç birimiz Albert Einstein dan daha zeki olmadığımıza göre en azından adamın lafını dinlemekte fayda var. 

Not: Adamın 3. kitabı çıkmış ve ben yeni öğrendim iyi mi okuyucu ? Demek ki şu anda bu yeni kitaba ihtiyacım var !! 

12 Ağustos 2012 Pazar

3.Gün Zorlanıyorum


Kayıp Gün

3.gün çok zor başladı. Bu gün daha yataktan uyanmadan annem ile babamın benim hakkımda ileri geri konuşmalarına şahit oldum. Hem kalbim çok kırık hemde sinirlerim çok gergin. Hala denizdeyiz ama şu anda denizi uzaktan seyrediyorum. Şimdi bulunduğum frekanstan yani beni mutsuz eden bu olayın içinden çıkmanın bir yolunu arıyorum, yaklaşık 1 saat oldu ama hem kırgınlığımı hem de sinirimi atabilmiş değilim. Kulaklılarimi taktım ve bangır bangır klasik müzik dinliyorum. Sky fm diye bir kanal.  Aslında şu anda en azından elimde telefonum olduğu için müzik dinleyebildigim için teşekkür edebilirim. Ha bu arada elimde bir bardak çay ve sigaram var. Bak bunlarda iyi bir şey okuyucu. Nasıl bir yerde olduğumu az sonra fotoğraflayacagım. Daha iyi daha net kareler görebilmek için kargoyu beklemek zorundayız.




 Dün sana bana  bedavaya gelen tableti anlatmıştım ya okuyucu, bak bir isteğimiz daha oldu Evrenden, tablet pc için bir de klavyeye ihtiyacımız varmiş. Çünkü şu anda bu yazdıklarını cep telefonuma kayıt ediyorum. T9 ile ne kadar blog yazabilir ki insan? Neyse bu siparişi unutturma bana da yeni ipad için bir de klavye siparişi verelim.  Şu iyi gibi dimi ? 



İki gündür harika giden motivasyon bu gün düştüğüne göre bu senin için de iyi bir şey sayılır. Nasıl baş edeceğim bu psikoloji ile onu göreceğiz. Şimdilik elimde telefon karşımda deniz, ayağımın altında toprak ayaklarım çıplak öylece sana yazıyorum. Kimsin nerdesin nerden okuyorsun bilmiyorum ama şu anda iyi ki okuyorsun. Saat sabahın 9 u ve 3. Gün için ilk yarı böyle başladı. Belki ayağımın altındaki toprak elektiriği atmama yardımcı olur.




Bu arada annem ile babamın o dehşet verici konuşmasını hayatıma ben çektim. Nerde nasıl yaptığımı bilmiyorum. Aslına bakarsan şu anda düşünmekte istemiyorum. Bak bu kadar sinirlenince küçük bir detayı yazmaya unutmuşum. Dün hani evrene deniz gözlüğünün kredi ödemesini sipariş etmiştik ya evren bana, benim için isteğin emirdir dedi ve dün gece çok iyi bildigim bir konuda benimle inatlaşan biri deniz gözlüğünün parasını kaybetti evet aynen öyle oldu. Üstelik konuda çok basit. Cep telefonuna +90 ile gelen aramalar yurtdışından mi yoksa yurt içinden mi gelir. Cevap yurt içinden. Neden deniz gözlüğü için ideaya girdik hiç fikrim yok. Sonuç? kredi kartıma olan deniz gözlüğü borcunu ödemeyi kabul etti :-) Yani evren ben doğru frekansta iken bana istediğimi verdi. Çalışma şekli pek alışık olmadığımız bir şekil ama çalışıyor işte. Bunları bile bile hala bu içinde olduğum frekanstan çıkamıyor olmak sadece verdiğim siparişlerin kargoda oyalanmasını sağlıyor:/ du bakalım çıkıcaz bu işin içinden de. 

Zaman ilerledikçe ben de yaşanan olayları düşünmek yerine kendime değişik bir uğraş aramaya başladım. Önce Biraz deniz keyfi yapıp taş falan topladım. Hala kulaklıklar kulağımda ve  dışarıdan gelecek en ufak bir sese tahammül edemiyorum. 


Bak bunları da senin için fotoğrafladım. 

Taş, toprak, deniz, hava, güneş derken vücut elektriği attı neyse ki günün kalan kısmında biraz deniz altı iyi gelir diye düşündüm. Malum deniz gözlüklerimi takıp başladım keşfe. Diyorum sana okuyucu bana fotoğraf makinesi lazım hemde en güzelinden :) Kocaman bir midye çıkardım denizin dibinden. 


Çıkardığım midyenin büyüklüğünü anlayabilesin diye içine bir de cola kapağı koydum ki gör bak başarımı okuyucu :)) 

Neyse işte çok motive edici bir gün değildi. Her ne kadar olası aksilikleri kafamdan atmaya çalışsam da çok başarılı olamadım. Bu nahoş olay yaşanınca hayatımdaki diğer olaylar ile kaygılarım da beynime üşüşü verdi.

Her şey kendi elimde ama neden çıkamıyorum bu psikolojiden :/  Bu gün yaşanmış ama zihnen kaybedilmiş bir gün olarak tarihe geçti okuyucu. Her ne kadar eğlenceli bir gün olmuş olsa da, Yürüdüğüm yolda ve yapmak istediklerim açısından kayıp bir gün. 

Umarım bu blog çok kayıp güne sahne olmayacaktır. 













11 Ağustos 2012 Cumartesi

2. Gün Sır

Kargo Bekliyorum 




Daha önce bir çok kez blog açmış olmama rağmen bir konu ve anlam bütünlüğü yakalayamadığım için, kapattığım bloglarım oldu. Hiç bu kadar heyecanlı bir şekilde blog yazdığımı hatırlamıyorum. Demek ki doğru işi yapıyorum ve doğru enerji ile yola çıkmışım Bak bu çok önemli bir şey !   .   Hani hep diyorlar ya sevdiğin işi yaparsan çalışmazsın ve bundan da acayip keyif alırsın. O zaman sana yaptığın iş çalışmak gibi gelmez. Çok doğru bir laf. 

Neyse gelelim bu gün ki evren ile olan iletişimimize.. Şu anda saat 11:52 dün blogu yazmaya başladığım andan itibaren daha 24 saat geçmedi. Blogu yayına verdikten sonra bahsettiğim The Secret kitabının bir de filmini yapmışlardı hızlıca onu izlemeye başladım. Aslında daha önce defalarca izlemiş olmama rağmen, ara ara kendini yenilemek ve motivasyon çalışması yapmak için bu filmi izlemekte yarar var. Daha ilerleyen zamanlarda başka filmlerden de bahsederiz. Ama şimdilik bahsettiğim film  ŞURADA 

Filmi izledikten hemen sonra, daha öncede yapmıştım ama hadi canım bunlar ne işe yarıyor diye bir kenara attığım "şükran taşı" olgusunu hayata geçirmek için kendime hemen bir şükran kolyesi  icat ettim. Kolyenin ne olduğunun yada nasıl olduğunun bir önemi yok. Sıradan  taşlı taşsız bir kolyeyi de şükran kolyesi ilan edebilirsiniz, ama yok ben illa özel bir şey olsun istiyorum diyorsanız size bir tavsiye niteliğinde bir örnek gösterebilirim.

Evet bu benim Şükran kolyem. Bu kolyeyi kullanma sebebim onu her gördüğümde ya da dokunduğumda var olan şeyler için teşekkür etmemi sağlıyor. Şöyle ki; Mesela o anda tuvalette bile olabilirsiniz. Eliniz kolyeye değdi ya da gözünüze takıldı kolyeniz. Hemen hatırlamanız gereken şey, var olan bir şeye teşekkür etmek. Ayaklarınız olduğu ve tuvalete kendi ayaklarınız sayesinde gidebildiğiniz için teşekkür etmekle başlayabilirsiniz. Teşekkür ve  Şükran anlam olarak ikisi de aynı şeylerdir. Siz bakmayın ikisi de başka şeylermiş gibi anlatıldığına kelime kök taban bağlamında aynı şeyi ifade etmektedir.

Bu şükran kolyesi işini niye anlatıyorum ? Çünkü bunun bir meditasyon yöntemi olduğunu biliyorum. Hayatımız boyunca istemediğimiz şeylere odaklandığımızdan dolayı istediğimiz şeylere odaklanma fırsatı bulamıyoruz. İşte bu kolye tamda bu noktada işe yarayacaktır. 1. Size teşekkür etmenizi hatırlatacak.  2. Olumsuz bir duyguya doğru yol aldığınız anda size uyarı sinyali verecek. Bu uyarı sinyalini elbette düdükle çıngırakla yapmayacak. Bilinciniz kolyeyi görünce otomatik olarak bu kolyeyi niye taktığınızı hatırlayacak. Ve siz hemen olumlu şeyler düşünmeye başlayacaksınız. yani ben öyle yapıyorum. Yinede  her şey sizin elinizde yani..

Evet ikinci gün egzersizi ( meditasyonu)  için yapabileceğin şeyin Teşekkür etmek olduğunu anladığına göre güne nasıl başladığımı  anlatabilirim.

Sabah 8 küsur civarı uyandığımda aklıma gelen ilk düşüncenin acaba kardeşim kredi kartı borcumu ödedi mi cümlesi olması kadar can sıkıcı bir şey olamazdı herhalde.. Bu tamamen istem dışı bir cümleydi ama uyanır uyanmaz aklıma düşen ilk cümlecik bu olmuştu. Tabi hemen başka bir yere odaklanmayı seçtim. Bu düşünceyi kafamdan atıp kendimin para mıknatısı olduğunu düşünmeye başladım. Ama insan zihni gel gitlerle dolu. Düşünce dediğin şey pinpon topuna benziyor. Ben para mıknatısı olduğumu düşünmeye çalıştıkça kafamdaki ses bir sonraki ödemenin nasıl yapılacağını sormaya başladı. Yataktan kalktım ve elimi yüzümü yıkamaya doğru giderken var olan şeyler için teşekkür etmeye başladım. Ayaklarım, gözlerim, ellerim, bilgisayarım vs vs aklıma ne geliyorsa o anda teşekkür etmeyi seçtim. ve böylece kafamdaki diğer olumsuz sorular dağılıp gitti.

Aslında bu kadar basitti..

Ve hayatta ne yapmak istediğime karar verdim. Blog yazma fikri bir çok deneme geçirmiş olmama rağmen çok başarı sonuçlanmamış olsa da. Ben bu işi yapmaktan, yani yazmaktan keyif alıyorum. Bir önceki gün isteklerimi sıralarken seçtiğim ürünlere bir kez daha baktım. Ne istiyordum ? Bir bisiklet bir İpad bir fotoğraf makinesi ve para. Bunların hepsi ile yapılabilecek tek şey var ki o da bir gezi blogu yazabilmek :) Ne keyifli olurdu dimi ?  O zaman hedef belli Evrenden bir gezi blogu yazabilmek için istediğim şeylerin siparişini vermiş bulunmaktayım. Evren kataloğu önüme açıldı ve ben yukarıdaki fotoğrafları olan şeyleri o katalogdan seçtim bile. İstediğim şeylerin bana nasıl geleceği ile ilgili hiç bir fikrim yok, Gün be gün burada yazarak anlatacağım nasıl olduklarını nasıl geldikleri. Ve belkide bu blog bir gün gezi blogu haline gelecek :) EVET İSTİYORUM !

Gelelim şu tablet pc konusuna biraz uzun bir hikaye ama buraya kadar okuduysan devamı da okursun diye düşünüyorum sevgili okur.



Şimdi ben bir tablet pc istiyordum ve sahip oldum. Hiç para vermeden! İşte o süreç bak nasıl işledi.
 Bir gün facebook hesabımda bir arkadaşım, bir internet sitesi için fikrine danışabileceğim insanlar arıyorum diye bir not yazdı. Ben de sayfanın yorum kısmına ben varım diyerek cevap yazdım. Neyse proje başladı ve bana teknoloji marketi adı ile anılan bir siteden hediye kartı yolladılar. Konu başına yaptığım yorum için aylık bir miktar parayı sadece bu siteden alış veriş yapabileceğim bir şekilde hesabıma yatırdılar. Neyse efendim bu proje 1 yıl sürdü ayda 60 tl den benim elde ettiğim kazanç 700 kusur lira idi. Tabi bu 700 liranın hepsini hesabımda tutmayı ve sonunda bir tablet almayı aklıma bile getirmediğim için her ay başka şeylere harcadım. Son 2 ay hesabımda kalan 120 tl gibi bir para vardı. Ve bana verilen o karta ait olan site bir anda 200 tl gibi bir paraya tablet pc satmaya başladı kampanya dahilindeydi ve az miktarda vardı. Tabletler konusunda çok fazla fikrim olmadığından ne alacağımı da bilmiyordum. Ama ben evrene mesajı bundan aylar evvel yollamış ve tablet pc istediğimi söylemiştim. Dünkü yazımda belirttiğim gibi ne alacağımı bilmediğim gibi hangi markayı istemem konusunda da kararsız kalmıştım. Hatta bir ara şöyle düşündüm şimdi ipad istersem evrenden bu daha pahalı bir ürün ve şu an için bunun parasını ödeyemem diye düşünüp daha ucuz bir ürün istedim !!! Çok saçma ama öyle yaptım. Sanki diğer tabletin parasını ben ödemişim gibi.. Neyse İşte sonuçta evren bana yanıt verdi ve bir adet tablet pc sahibi oldum. Hiç para ödemeden!! Şimdi de bir ipad istiyorum!!

Gelelim ikinci günün devamına! Hava çok sıcak ve ailem denize gitmeyi teklif ediyor. Bu sıcakta akıllı bir seçim.  Son zamanlarda denizle olan ilişkimde bir değişiklik oldu ve ben dalmayı hiç sevmezken birden dalma meraklısı bir insan haline geldim. Geçen hafta sırf bunun için gidip bir deniz gözlüğü zatın aldım. DİKKAT deniz gözlüğünü evrenden istemeyi akıl edemedim. Ama kredi kartının ekstresini ödemesini akıl edebilirim ;)
Deniz gözlüğümden çok memnunum bak onun marka ve modelini vermekten hiç çekinmeyeceğim.

Tam olarak kredi kartı ile satın aldığım gözlük bu ! Gerçekten çok memnun kaldım. Merak ederseniz satın aldığım mağaza  Bazı mağazaları yazmaktan hiç çekinmiyorum çünkü yaptıkları işi gerçekten harika yapıyorlar. Efendim niye geldik bu deniz gözlük su altı macerasına derseniz bir iki siparişim daha var elbette evrenden !

İşte ilki.
Dalmak çok keyifli bir şeymiş böyle bir kıyafete ihtiyacım var. Evet İstiyorum.

Ve ikincisi  Su altı fotoğraf makinesi.



Suyun altında bir sürü şey çekip blogu çok farklı bir hale getirebilirim ne dersin okuyucu :))
Evet işte ikinci günün egzersizi olan Şükran kolyesini de size anlattığıma göre artık denize gidip biraz su altını seyredebilirim.

Not: Denizle ilgili bir çok fotoğraf çekebilir hatta çok maceralı şeyler anlatabilirdim size ancak, siparişi evrene daha çok yeni verdik gördüğünüz gibi kargoyu bekliyoruz.

Hadi bakam salıcakla kalın para mıknatıslarım ;)