Haberler

10 Eylül 2012 Pazartesi

Kızlar Neden Vermez ?

 Sokak arasına takılan bir video üzerine çok yorum yapamayacağım. 3 hanım kızcağımız bir araya gelip video çekmek istemiş. Kendilerine çakma ciçişler adını vermişler.  Başka şeyler yazacaktım ama çekilen video ile dondum kaldım.. Sokak arası sunar :)

Video şurada


Siz izleyin ben kendime geleyim :)) yorumlarınızı bırakmayı unutmayın.

9 Eylül 2012 Pazar

Zor İş Blogger Olmak

Bloggerlık


Zor iş arkadaş blogger olmak.. Her gün yazacak yeni bir konu bulacaksın. Her gün o konu hakkında araştıracaksın falan yapacaksın filan yapacaksın. Tamam hemen sesini yükseltme vazgeçtiğim falan yok ama bil istedim. Zaten gün içinde var olan tüm gazetelerin internet sayfa haberlerini  okuyorum. Köşe yazılarını okuyorum. Eskiden daha az köşe yazarı okurdum. Şimdi hemen hemen hepsini okumaya çalışıyorum. Bunun yanında bu hesapta gözükmeyen, ama okuduğum bloglar var. Ee facebooktu twitterdı derken al sana gün bitti. Entelektüel blogger olmak ayrı zormuş.. Hehe arada kendime pay da çıkarırım yani.. Gerçi bu kadar okumanın zor bela yazıya dönüşmesi başka bir muamma, zira ülke gündemi çıfıtçı çarşısı mübarek. Bu arada güzel blog adı olurmuş Çıfıtçı çarşısı, Neyse işte bloglardı gündemdi gezerken bak neler öğrendim. Bir kere hemen hemen her konuda blog yazılıyor. Teknolojiden tut kozmetiğe kadar. Ama anladığım şu ki bloggerlar ikiye ayrılıyor. Siyah blogerlar ve beyaz bloggerlar. Siyah bloggerlar bir marka hakkında neyi beğenmediklerini yazıyorlar. Beyaz bloggerlar markaların reklam mahiyetinde şu ürünü şöyle beğendik, böyle kullanışlı, al bak bu da çıkmış falan tarzında yazılar yazıyorlar. Ancak beyaz blogger olmak anladığım kadarıyla siyah bloggerlıktan geçiyor. Geçmiş yazılarında beğenmediklerini markalar para ödemeye başlayınca beğenmiş mi oluyorlar ne oluyorlar öyle bişi. Ben mesela Duracell marka pili çok beğendim burada üzerine 5 sayfa yazı yazsam duracell markanın dikkatini çekip iki pil sahibi olamam. Ama gel gör ki orada bir açık buldum Duracelle yağdım gürledim diyelim Adamlar bir anda seni bulup aman efendim aslında şurada şöylede bir ürünümüz var. Bir hata olmuş bir yanlışlık falan deyip 2 kutu Duracell marka pili hediye ediyorlar. Siz de bu hediye hakkında başlıyorsunuz anlatmaya vs vs. mausun pili azaldı şansımı deniyorum :)) Yok yok Duracell şu anda aklıma gelen ilk örnek olduğundan bunu yazdım.




Kıyamet Sığınağı

Gelelim bu zaman içinde aldığım notlara..
Larrry Hall diye bir adam ABD deki soğuk savaş döneminden kalma Siloların içine (tam yeri belli değilmiş) Kıyamet sığınağı adını verdiği bir proje geliştirmiş. 14 katlı olacak olan bu bina içinde havuzu kütüphanesi olan, Enerjisini kendi kendine üretecek bir çeşit bina.

Soğuk savak döneminden kalan silo dedikleri yer bu siyah beyaz fotoğraf. Ancak bina 53 metre derinliğe inecek. Bu siloların ne kadar derinliğe indiğini bilmiyorum. Sanırım bir kaç insan dışında bilen yok gibi. Mübarek mısır piramitleri sanki.


Olmasını planladıkları bina ise şöyle bir yapı. Resimlerin üzerine tıkladığında daha büyük hallerini görebilirsin okuyucu.


Bilim kurgu sahnesi gibi.. Gerçi bunlar şu an için çizim halindeki halleri ancak Lary Hall İnşaat halinde binanın 3 katının şimdiden satıldığını söylemiş. Bizimkiler bu binaları kıyamet sığınağı olarak abartıyor olabilirler. Ve biz aslında geleceğin apartmanlarına bakıyor olabiliriz.
Teknoloji almış başını gidiyorken hala ülke gündeminin terördü, yasaydı sınavdı gibi 3. dünya ülkelerinin uğraştığı şeylerle gündem oluşturuyor olması çok can sıkıcı bunu da belirtmeden geçmek istemedim.

Havada Aşk Kokusu Var

Hehehe. Neyse efendim saçma sapan ilişkilerimden bir tık yukarıya doğru yol almak üzreyim, hani başı sonu sonu pek belli bir şey değil ama sanki buradan güzel bir şey çıkacakmış gibi bir his var içimde. Bu gün ilk randevumuzu gerçekleştirip bir kahve içmeye karar verdik. Bu arada okuduğum köşe yazarları ve bloglar baktımki ikili ilişkiler için ahkam kesmeyi pek seviyorlar. Ben de bir deneyeyim dedim. Hazır her şeyin başındayız ilk günden bu yeni ilişkiyi kaleme almaya başlayalım.
Şimdi efendim olay şöyle gerçekleşti;


Geçtiğimiz gecelerden birinde açtım facebook sayfamı mesajları temizliyorum. Bu arada facebookta da twitterda da mesaj silmek ne zor arkadaş !! Bir dünya yere tıklıyorsun, bu işi niye beceremediler anlamış değilim. Neyse işte mesajları siliyorum siliyorum bitmiyor. Sonra aklıma geldi. Benim bir de burada arşiv kısmım olacak acaba oralara neler sakladım ki falan diye göz atmaya başladım. Mesajlaradan birinde kim olduğunu bilmediğim gayet beyfendi görünen bir adam var. Allah allah dedim bu kim ki ? Mesaj tarihine baktım 2011 Ekim ayı, üzerinden bir sene geçmiş. Adamcağız bana gayette hoş kibar bir mesaj atmış ama ben önce merhaba demişim sonra bir kerede günaydın demişim sonraki yazdıklarına hiç cevap vermemiş. Hatta mesajı arşiv kısmına hapis etmişim. Ne kadar kaba bir davranış diyerekten arkadaşlık teklifi yolladım. Bu mesajları daha önce hiç görmediğimi söyleyip üzerine  özür diledim.  Bir mesajlaşma trafiği başladı. Hoş adam tabi fotoğraflarına bakınca öyle, bu gün onu kahve içmeye davet ettim. Akşam üstü 18:00 gibi buluşacağız. Hayatımda ilk defa bu yolla bir buluşma gerçekleştireceğim. Şahsın bu blogdan haberi yok tabi. Zaten olmasında bir süre rahat rahat derdimi anlatırım en azından. Öyle işte okuyucu bana şans dile bakarsın güzel bir şey çıkar bu işten :)

Detaylar yarına artık Öpenzi okuyucum :)







5 Eylül 2012 Çarşamba

Dijital Hap Devri


Ne günlere geldik bir bilsen okuyucu, biraz ordan burdan haber okuyup kendimce not aldığım şeyleri yazmak istiyorum. Genel olarak aslında medya organlarında yazılmış şeyler, fakat bu kadar bilgi bombardımanı altında bazen es geçtiğimiz farkında olmadığımız önemli noktaları not alıyorum diyelim.
İlk not aldığım şey ABD ve Avrupa birliğinden onay almış olan Dijital hap. Evet yanlış okumadın bildiğin dijital haplar devrine geçmiş bulunmaktayız. Aşağıdaki fotoğrafı kendi internet sitelerinden aldım. Görüldüğü üzre normal olarak kullandığımız haplardan hiç bir fakı yok.. Zaten açıklama olarak da şöyle belirtmişler: İlacı içiyorsunuz midenizde ilaç eriyor ve bir chip haline dönüşüyor. Bedeninize taktığınız küçük bir sensör sayesinde midenizden ve bağırsaklarınızdan topladığı bilgiyi (artık ne tür bilgiler topluyorsa) İphone cep telefonuna aktarıyor.  Konunun videosu ŞURADA İnternet sitesi ise BURADA Teknoloji devri fena bir devir aklıma olmadık komplo teorileri geliyor okuyucu.. Onları da bilahare yazarım artık.


Okuduğum bir diğer haber ise, Tıp fakültelerinin kadavra sorunu çektiği ile ilgiliydi. Normal olarak Türkiye de insanlar bedenlerini kadavra olarak bağışlamaktan çekiniyorlar. Birinci sebebi yaşayacağım varsa bile kadavra yapmak için beni ölüme terk ederler korkusu. Halk arasında çok duyduğum bir söylem. Hatta Organ başından bile bu yüzden kaçtıklarını söylüyorlar. Aklıma kadavra sorununu çözebilecek bir fikir geldi. Her kuşu öptüm bir kadavra kaldı. sende haklısın okuyucu :)) Neyse işte..  Şöyle düşündüm ki teknoloji durmak bilmez bir hızla ilerliyor. gelecek yüzyıllarda DNA yı yeniden yapılandırabilecekler. Yani sizin belkide en önemli mirasınız saçınızın teli, derinizin bir dokusu yada ne bileğim çektirdiğiniz dişiniz olacak.  eğer tıp dünyası kendini kadavra olarak bağışlayacak kişilere yüz yıllarca saklanabilecek bir DNA deposu inşa etseler. Ve karşılıklı sözleşme (Miras akdi şeklinde) imzalayarak. Benim DNA larımı saklayacaklarına söz verseler seve seve kadavra olunur. En azından ben olurum. Tıp dünyasının en önemli sorununa da el attığıma göre ben bu blog işine çok alıştım be okuyucu :))


Bilim kurgu dünyasına bu kadar dalmışken.. size bir de 2 sezonluk fantastik bir dizi olan Carnivale önerisinde bulunayım..
Gerçi dizinin bilim kurgu ile bir alakası yok ama hem müzikleri hem görselleri  bakımından gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri diyebilirim.  Diziler için tercih ettiğim SİTE

Carnivale 1 sezon Traillerı


Aslında bu kadar bilim kurgu hikayesinden sonra Fringe dizisini önermek daha mantıklı olurdu. Neyse adı geçmişken onuda ekliyeyim.


Evet bu günlükte böyle okuyucum yarınlarda buluşalım canım :) Öpenzi ;)


4 Eylül 2012 Salı

Kaygılanmayın!


Gidip Tarkan'ın sevgilisi mi olsam ? Blogu daha popüler kılmanın bir yolu olmalı. Daha çok okuyucuya ve daha çok banner tıklayan bir kitle lazım bana okuyucu. Sağda solda gördüğün bannerları ara sıra tıkla bari. Zaten kuruş minvalinde ödeme yapmayı tahayyül ediyorlar. Bari oradan yüzümüz gülsün. Akıl koridorlarında böyle çıkış yolu ararken. Kaygılanmakla ilgili çok eski bir yazı okudum. Meğer kutsal metin denilen kitaplarda bu the secret mevzuları biraz daha farklı bir dilde ancak bire bir anlatılmış bin yıllar önce. Gerçi Tarkan da bu ülkenin kutsal! bir evladı olduğundan, konuyu oradan oraya bağlamakta çok zorlanmam sanırım. Farkındayım zorluyorum :)



Tarkan'ı meşhur eden o ilk şarkısı, benim blogdan daha mı karizmatik allah aşkına ya :/  Gerçi sesi dolayısıyla hak ettiği yerde.


Kaygılanmayın:

Bu nedenle size şunu söylüyorum: `Ne yiyip ne içeceğiz?' diye canınız için, ya da `Ne giyeceğiz?' diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Ama size şunu söyleyeyim, tüm görkemine rağmen Süleyman bilebunlardan biri gibi giyinmiş değildi. Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı'nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey imanı kıt olanlar?
«Öyleyse, `Ne yiyeceğiz?' `Ne içeceğiz?' ya da `Ne giyeceğiz?' diyerek kaygılanmayın. Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız tüm bunları gereksindiğinizi bilir. Siz önce O'nun egemenliğinin ve O'ndaki doğruluğun ardından gidin, o zaman size tüm bunlar da verilecektir. O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.

Luka.12: 22-31 İncil'den alıntıdır. İşin dinsel boyutuna takılmadan, sözlerin içeriğine odaklanmakta fayda görüyorum.


Bu alıntıyı yapmamın asıl sebebine gelince:  Hani arkadaşımın arkadaşı bir web sitesi işi bulmuştu bana bu ayki kredi kartı borçlarını oradan ödeyecektik falan ya .. Hala bir ses çıkmadı o işten. Ödeminin yapılmasına son 2 gün var. Ödenecek olan miktar 206 tl.. Gerçi ben 200 tlsini hazırladım ama, borç bir tane değil. Ayın 10 unda ödenecek 70 tl ve 26'sında ödenecek bir 214 tl daha var. Yani var oğlu var anlayacağın okuyucum..  Ne yapıyoruz peki Kaygılanmıyoruz !! Çünkü yine bloga gelen yorumlardan birinde şöyle diyordu: Hep olumlu düşün olumlu düşün nereye kadar ? Ee zaten sen bu nereye kadar sorusunu soruyorsan, olumlu düşündüğünü de iddia etmenin bir anlamı yok dimi ? Umutla bakmak lazım her güne. teşekkür etmeyi unutmamak lazım ki.. ben bile sana söylerken unutuyorum. Hatırladığıma göre bir 10 dk teşekkür seansı yapayım. 

Bu günlük bişi kalmadı sanki geriye.. Öperek uyandır kendini okuyucu..

Not: Yorum yaparak hesabıma para yatırılan siteyi soruyor herkes, daha öncede yazmıştım bir daha yazayım o sitede 50 kişilik bir üye topluluğu var ve dışarıdan kimseyi almıyorlar.. İletişim kısımları bile yok o derece yani.. Yoksa size niye söylemeyeyim..







2 Eylül 2012 Pazar

Songül Karlı Memelerrr

 Bloguma gelen bir mesaj bana you tube da yazan Sonül Karlı memeler yazısını hatırlattı :) Gelen mesajda şöyle diyordu Valla nerede geziyordum ne arıyordum da buralara geldim bilmiyorum  ama bütün yazdıklarını okudum. You tubeda böyle bir söylem fenomen olmuştur ki insanlar orada burada gezerken kendilerini bir den Songül Karlı memeler videosunu izlerken buluyorlar. Çok gereksiz bir geyik gibi düşünsem de zamanında bizzat kendim yaşadığım için adamlara hak verdim.


Gelelim olumlama kısmına, malum kredi kartları ödemesi gündemde.. hiç beklemediğim bir yerden para sahibi oldum :) Nasıl mı ? Olumlu düşünerek. Bir arkadaşımın erkek arkadaşı kurumsal Web sayfası hazırlamak istiyormuş. Bu işlerden biraz anladığımı bilen bir arkadaşım beni tavsiye etmiş. Sonuç itibari ile bu aylık ödemeleri de atlatmış olduk.

Bu arada anlattığım Songül Karlı videosu şöyle..

5 milyon tıklanma olunca kaldıracakmış arkadaş merak edenler  için yayınlayalım bari..

Web sitesi işi nasıl oldu da geldi. kaygılanmak ne kadar gereksiz bunları da yarın anlatırım okuyucum. Songüllü geceler hepinize :))











1 Eylül 2012 Cumartesi

İşler Güçler 10. bölüm


Hayatım olmuş işler güçler.  Blogu başından beri okuyanlar bir evrilme bir değişiklik olduğunun zaten farkında. Kafamda yanan ampulü satırlara taşıyorum okuyucum. Rahatlama reabilite falan derken asıl amaç olan Bloggerlık kısmını biraz sekteye uğratmak üzereydim ki. Bu hafta Star tv de yayınlanan İşler Güçler dizisi imdadıma yetişti.  Gerçi Ahmet Kural, Murat Cemcir ve Sadi Celil Cengiz  arkadaşa teessüf ediyorum o nasıl bir blogger tiplemesiydi öyle ?  Ha buz dolabı ha blogger. Özellikle mi arayıp bulmuşlar o tiplemeyi bilemedim.  Neyse okuyucum bu 10. bölümde gayet güzel bir noktaya değinmişler. Bloggerlığın Amerika'da ne kadar önemli olduğundan falan bahsetmişler. Kendi üsluplarınca bir parça "tiye" almış olsalar da biz aynı deme bulamayalım  klavyemizi. 

Afişler için çektirdikleri fotoğraflar pek şık gözükse de dizideki halleri pek içler acısı, durum komedisine dönüşmediği sürece daha çok izlenir diye umuyorum



Kanal D sezona başladık borusunu çaldığından beri, herkesin gözü kulağı Stara transfer olan Acunda. Kulis arkası dedikodusu denilen şeyi artık twitterda açılan  fake accountlar aldı. Kim olduğu belli olmayan hesaplardan Acun'un bu sezon İşler Güçler dizisinin gözünün yaşına bakmayacağından bahsediliyor. Eğer yayından kalkarlarsa aynı hızla aynı kadro internet dizisi yapmaya başlasınlar. Zaten anlattıkları hikaye işler güçler birazda internet üzerinde işler güçler nasıl dönüyormuş onun tadına bakarlar. 

Ahmet Kural'ı inanılmaz derecede Jim Carry'e benzetiyorum. Murat Cemcir dizi nedeniyle bizim oraların çocuğu tadında ama sanki üzerine yapışmış bir kapıcı tiplemesi mi var nedir ? Sadi'ye gelince 3. adam Sadi. İyi kötü Çirkin üçlemesindeki çirkin adam. Ger gör ki boyuna posuna bakınca adama çirkin kelimesini kullanmak utanç verici bir hal alıyor. (Yazar burada Haleye bağlar) 

Neyse sonuç itibari ile hoş adamlar. Ne anlatıyorlar derseniz İşler Güçler Hacı daha ne olsun. 

Öpenzi okuyucum.